ÇALIŞMA İLİŞKİLERİ: TANIM, KONU VE UNSURLAR

Çalışma ilişkileri işverenler ve işçiler arasındaki ilişki ve onların çıkarları ile ilgili çok sayıda konu ve düzenlemeyi kapsar. Ekonomi, sosyoloji, psikoloji, hukuk ve siyaset gibi disiplinlerin katkısını içeren çalışma ilişkileri, sanayi devrimi sonrasında kötü çalışma koşullarına düşük ücretlerin eşlik etmesiyle büyüyen işçi sorunlarına çözümler aramak için ortaya çıkmıştır. Sanayi Devrimi ile başlayan sanayileşme hareketi, çalışma ilişkilerinin yapısında da değişime yol açmıştır.

Ekonomik yapı ve düşünsel alandaki gelişmenin birlikteliği ile yeni üretim ve çalışma biçimi, toplumsal ve politik etkenlerin belirleyiciliğinde çalışma ilişkileri sistem olarak ortaya çıkmıştır.

Çalışma ilişkileri, sosyal taraflar arasındaki mücadeleyi ve ilişkiyi sistemleştirir. Rasyonel düzenlenmiş ilişkiler siteminin çıkar çatışmasına dayandığı mekanik bir yapıyı temsil eden çalışma ilişkileri, zaman ve mekân itibarîyle farklılaşan bir yapıya sahiptir. Çalışma ilişkileri, koordine edilmiş eylemleri kolaylaştırarak, güven temelinde iletişim ve etkileşim ile taraflar arasında birlikteliği sağlamaya çalışır.

Çalışma İlişkileri Kavramı : Genel bir tanımla çalışma ilişkileri, üretimin gerçekleştiği ve üretim ilişkilerinin var olduğu durumda ortaya çıkar.

Genel bir tanım yapılacak olursa, üretim ilişkilerinin var olduğu durumda ortaya çıkan ve etkinlik kazanan, sosyo-ekonomik çevrenin belirleyiciliğinde farklılık gösteren, işçiler ve işverenler arasında yürütülen ve merkezinde ücret pazarlığı olan kurumsallaşmış ilişkiler bütünüdür.

Çalışma ilişkileri kavramsal boyutta ve tarihsel süreçte incelenirken temelde iki ayrı dönemi karşılaştırmalı olarak incelemek gerekmektedir. Sanayi öncesi ve sanayi dönemi çalışma ilişkileri, belirleyicileri olan üretim biçimi, sosyal tarafların temsili ve konuları itibarîyle farklılığa sahiptir.

Sanayi Devrimi öncesinde doğal bir yapıya sahip olan üretim biçiminde temel iktisâdi faaliyet tarım, başlıca üretim aracı da topraktır. Sanayi Devriminden sonra başlayan sanayileşme ve sanayileşme hareketinin ortaya çıkardığı yeni sosyal sistem içinde çalışma ilişkilerinin de yapısı yavaş yavaş değişmeye başlamıştır. Bu dönemde çalışma ilişkilerini belirleyen temel kurum loncalardır. Loncalar, kapalı ve disiplinli bir topluluk anlayışına sahiptir. Lonca düzeninde çalışma ilişkilerinin oluşmasında en önemli söz sahibi olan ustadır. Lonca düzeninde işçi durumunda bulunanlar, kalfalar ve çıraklardır. İşçiden ayıran en onemli fark, kalfa ve çıraklar sürekli olarak işçi kalmak zorunda değillerdir.

Orta çağın üretim sisteminde egemen olan loncalarda çalışanlar bugün kullanılan anlamıyla işçi değildir. Lonca düzeninde işçi durumunda bulunanlar, kalfalar ve çıraklardır. Bunları işçiden ayıran en önemli fark, kalfa ve çırakların sürekli işçi kalmamalarıdır.

Sanayi Devrimi ile birlikte ortaya çıkan önemli iki gelişme dokuma ve tezgâh alanında olmuştur. Makineler etkili bir hâle gelmiş, çok sayıda işçiyi çevresinde çalışmaya zorlamış, böylece fabrika yaşamı ortaya çıkmış ve günlük hayatın bir parçası olmaya başlamasıyla loncaların yerine fabrika sistemi geçmiştir. Bu geçiş döneminde loncalar çok büyük bir güç kaybına uğramıştır. Yeni endüstriyel ünitelerde çalışan yeni bir sınıfın ortaya çıkması, zanaatkâr ve tüccarların güçlerini olumsuz yönde etkilemiştir. Yeni fabrikalarla ortaya çıkan teknolojik değişmeler, hem ticaretin hem de piyasaların gelişmesi sonucunu doğurmuştur. Ayrıca bu dönemde tüccarların ürettiklerini satma, ham maddeyi sağlama faaliyetleri ticaret hayatına yeni bir boyut kazanmıştır. Üretim sürecinde makineleşmeye geçilmesi piyasalarda mal fiyatlarının büyük ölçüde ucuzlamasına neden olmuştur. Yeni sistemle beraber yeni meslekler, istihdam biçimleri ve otorite şekilleri ortaya çıkmıştır.

Sanayileşme süreci, çeşitlilik, güç yoğunlaşması, kalıcı bir egemen sınıf ile eski düzeni değiştirmiş, bu çeşitlilik, uyum becerisi, eşitlilik ve çeşitlilik arasındaki mücadeleyi yönetmeyi içeren düzenlemeler ve stratejiler bütününü gerektirmiştir.

Sanayileşmeyle birlikte ortaya çıkan işçi sınıfı ve bunların meydana getirdikleri örgütler hak arama süreci ve statülerinin kabul edilmesinde güçlükler yaşamış olsa da, zaman içerinde varlık kazanmışlardır.

Başlangıçta çalışma yaşamı ve çalışma yaşamına ilişkin kurumsallaşmış işçi-işveren ilişkileri dar anlamdaki çalışma ilişkilerini ifade ederken, gelişen yapısıyla çalışma hayatının tüm sektörlerini ve sos-ekonomik yaşama ilişkin hususları da içine almaktadır. Dar anlamda işçi-işveren arasındaki iş ilişkilerini ifade ederken, geniş anlamda daha genel konular ön plâna çıkmaktadır.

Geniş anlamdaki çalışma ilişkileri ücretlilerin istihdam ilişkilerinden doğan çalışma hayatının hemen her konusunu ele almakla birlikte, işçi ve işveren arasındaki ve çalışma hayatının tüm konularını kapsamaktadır.

Çalışma ilişkilerinin amacı şunlardır:
Çalışma ilişkileri yapısı ve hedefleri itibariyle şu özellikleri;

Bağlılık ve Bağımlılık: Çalışma ilişkileri, tarafların kendi içinde güçlü bir bağlılığını, dışsal faktörlere ise bağımlılığı içerir.

Çıkar Çatışmasının Kurumsallaştırılması: İşçi-işveren arasındaki çıkar çatışmasını meşrulaştırarak, çözüm stratejileri geliştirme hedefine sahiptir. Çalışma hayatında işçi ve işveren taraflarının farklı çıkarlarının temsil edilmesi ve korunmasını sağlamaktır. Çalışma ilişkileri, taraflar açısından çıkar mücadelesindeki aşırılıkları kontrol etme işlevine sahip olduğu gibi, çözüme yönelik barışçı ve çatışmacı süreçlerin kontrolünü hedefler.

Ekonomik İlişki: Sosyal aktörlerin sosyo-ekonomik çıkarları, sosyo- ekonomik işleyiş tarafından belirlenir. Taraflar, kendi kurumsal yapılarının belirlediği ilişki biçimine sahip olsalar da, özellikle ekonomi bu ilişkiyi büyük ölçüde etkiler.

Kurumsallaşma: Sistem içerisinde tarafların bireysel yer alıştan çok kurumları aracılığıyla temsil edilmesi ve varlık kazanması, çalışma ilişkilerine kurumsal bir boyut kazandırmaktadır. Ayrıca çalışma hayatının kural ve koşullarının belirlenmesine ilişkin toplu pazarlık gibi kuramsal niteliği olan mekanizmanın önemli yer tutması da kurumsal niteliğin bir unsurudur.

Güç Sorunu: İşçi-işveren ilişkilerini düzenleyen ve bu ilişkilerin sağlıklı bir biçimde yürütülmesini sağlayan sistem, büyük ölçüde güç dengesi kurma sürecidir. Gücün odaklanması ve güç farklılıkların kontrol edilmesi, işçi- işveren ve devleti işbirliğine yönelterek, çalışma ilişkilerine ilişkin çeşitli politikalar geliştirme, çalışma ilişkilerinin kapsamını oluşturmaktadır. Dolayısıyla çalışma ilişkileri, güç sorununa yönelmekte, güç olgusuna odaklanmaktadır.

Güven: Taraflar arasında güvenin ön plana çıktığı sistem ve süreçler daha hızlı ve daha iyi sonuç verme imkânına sahiptir. Dolayısıyla çalışma ilişkileri de güvene dayalı ilişkilerinin kurulmasına yardımcı olmaktadır.

Ortak Hedefler Oluşturma: Çalışma ilişkileri ortaya çıkış amacına bağlı olarak yararlı olduğu kadar, taraflar arasında ortak değerler tesis etmede önemli katkılar sağlamıştır. Tarafların taşıdığı değerler paylaşılıyorsa, karşılıklı hedeflere ulaşmak için birlikte hareket etme olasılığı daha yüksektir.

Kapsama ve Dışlama: Çalışma ilişkileri, kurum ve konuları dâhil etmenin dışarıda tutabilmenin yöntemlerine sahiptir. İlişkiler ve normlar bütünüdür. Yapısı itibariyle sınırlayıcı ve kapsayıcı bir yapıya sahiptir.

Çalışma ilişkileri; sistemin aktörlerinden, ideolojilerden ve kurallardan oluşan bir bütünlük içinde anlaşılabilir. Çalışma ilişkileri, olarak kabul edilen belli başlı bazı faktörler vardır. Bu faktörlerin sistematik bir şekilde ve etkili kullanılmasında taraflar arasında işbirliği sağlar. Bu süreçte taraflar, normal zamanlarda üç ana çıkar grubundan ibarettir: Bunlar işçiler, işverenler ve devlettir.

İşçi-işveren arasındaki çalışmadan doğan ilişkilerin düzenlenmesi, sistemdeki aktörleri ve aktörler arasındaki çatışma ve işbirliği içeren etkileşim sürecini kapsar.

Çalışma İlişkilerinin Konusu

Sanayi Devrimiyle birlikte şaşırtıcı bir hızla gelişen yeni üretim biçiminin en önemli sonuçlarından biri, derin bir sosyal değişimlere yol açmasıdır. Teknik gelişmelerin üretim sürecinde kullanılması üretim artışı kadar, yeni sosyal yapıların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

Çalışma ilişkileri genellikle iş ilişkileri, iş hukuku, sendikal örgütlenme, toplu pazarlık, sözleşme yönetimi gibi önemli ve çağdaş konuları kapsamaktadır.

Çalışma ilişkileri kavramı, örgütler ve örgütler aracılığıyla oluşturulan kurumsallaşmış ilişkilerin ifadesinde kullanılmaktadır. Bu çerçevede; sendikalar ve sendika-siyaset ilişkileri, toplu pazarlık süreci, taraflar arasındaki uyuşmazlıklar, grev ve lokavt konuları ile devletin çalışma ilişkilerindeki rolü temel inceleme konusu olmaktadır.

Birbirinden belirgin biçimde ayrılmış bulunan işçi ve işveren sınıfları arasındaki sorunlara barışçı çözümler bulmaya gayret gösteren çalışma ilişkilerinin temeli, bağımlılık ilişkisinden doğan ilişkilere dayanmaktadır.

Çalışma ilişkilerinin temel yapısı ve bu yapıyı belirleyen kurallar, sisteminin etkisiyle oluşturulmuş, kurallar sistemi olarak, yasal ve politik düzenlemelerde, sendika düzenlemelerde, toplu anlaşmalarda, yönetim kararlarında, gelenek ve uygulamalarda görülmektedir.

Çalışma ilişkileri, devlet düzeyinde sendikalar ve işveren kuruluşları arasında yapılan biçimsel toplu sözleşme sistemi üzerine dayanmaktadır. İşçileri, temsilcileri ve yönetimi içine alan biçimsel olmayan bir uzlaşma sistemi vardır.

Çalışma ilişkileri konusu temel alanları

Toplumsal bütünleşme ve uyum, çalışma ilişkilerinin hedefi olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla çalışma ilişkileri konusu itibariyle sadece işçi-işveren arasındaki ilişkileri düzenleyici kurallar getiren bir alan değildir. Çalışma ilişkileri, taraflar arasında çatışmayı çözmek, uzlaşmacı ilişkiler sistemi oluşturabilmeyi amaçlar. Çalışma ilişkileri sistemi uzlaşma anlayışı çerçevesinde tarafların amaçlarını buluşturmayı uyumlu ve istikrarlı bir yapıya büründürmeyi amaçlar.

Çalışma ilişkileri;

Çalışma ilişkileri genel olarak, istihdam koşulları, ücretlerin düzenlenmesi, sağlık, sosyal güvenlik, refah artışı emeklilik, katılım gibi konularla ilgilenir.

Çalışma ilişkileri üretim, verimlilik ve refah düzeyini garanti altına almayı hedefler, sosyal adalet ve refahın gerçekleştirilmesi amacıyla da etkin işlev görür.

Çalışma ilişkileri şu konularla da ilgilenir.

Üretim Sürecinde İstikrar: Üretimin sürekliliğini sağlamak

İstihdam Sürekliği: Sektöründe üretim sürecine katılan bütün bu kesimleri arasında karşılıklı anlayışın en üst seviyede güvence altına alınması

Gelir Garantisi: Çalışanlara belirli geliri garanti etmek

Uyuşmazlıkları Önleme: Bu, işbirliğinin teşvik edilmesine ve üretimin artırılmasına yardımcı olur Hızlı bir gelişim için sosyal taraflar arasında uyumlu bir ilişki olmalıdır. Diğer bir deyişle, düşünce ve eylemin birlik içinde olması endüstriyel barışın önemli bir başarısıdır.

İşbirliği: Endüstriyel çatışma veya çekişme önlemek ve uyumlu ilişkiler geliştirmek.

Çalışma İlişkilerinin Sosyal Bilimlerle İlişkisi

Çalışma ilişkilerinin gelişimini sağlayan ve zaman içerisinde teorik bir disiplin olarak önem kazanmasına yardım eden birçok bilim dalı vardır. Bunlar; siyaset bilimi, ekonomi, sosyoloji, tarih ve hukuk gibi bilim dallarıdır. Çalışma ilişkileri konusu birçok bilimle kesişmektedir. Bu çerçevede başta ekonomi ve hukuk olmak üzere psikoloji, sosyoloji, sosyal tarih ve sosyal siyaset bilimi gibi bilim dalları çalışma ilişkileriyle doğrudan ilgilidir. Bu bakımdan çalışma ilişkileri çeşitli bilim dallarını kapsamakta ve disiplinler arası bir alan olarak gelişmektedir.

Çalışma İlişkilerinin Unsurları

Devlet, sendikalar, işverenler, işçiler ve dernekler çalışma ilişkileri sisteminin doğrudan ve dolaylı etkisi olan kurum ve kuruluşlardır. Temelde çalışma ilişkileri üçlü oluşumu ifade eden bir yapıya sahiptir ve işverenler ve temsilcilerini, işçiler ve temsilcilerini ve devlet yetkilileri gibi uzmanlaşmış üçüncü taraf kurumlarını içerir. Çalışma ilişkileri sisteminde üç temel aktör vardır. Bunlar;

Bu aktörlerin konumları, çalışma ilişkilerinin ilk ortaya çıktığı dönemde dünya tarihinde meydana gelen olaylardan, ülkelerin sahip oldukları siyasal yapılardan, ekonomik gelişmeden, sanayileşmeyi yürüten kesimlerin yapılarından etkilenmiştir. Bu etkileşim sonucu olarak, sistemin taraflarını oluşturan aktörlerin rol ve statüleri arasında ilişkinin dinamiği açısından önemli farklılık görülmektedir.

Çalışma ilişkilerindeki önemli amaçlardan biri, sistemi oluşturan her bir aktörün sistem içindeki mevcut yerinin ve rolünün ne olması gerektiği ile ilgilidir. Günümüzde çalışma ilişkileri sisteminin birden çok anlamı ve ifade edilme biçimi vardır. Aslında sistemi meydana getiren ve temel esaslarını belirleyen unsurlar hiçbir zaman değişmemiştir. Bunlar işçi, işveren ve devletin çalışma hayatına ve sosyo-ekonomik alan ilişkin amaçları

tarafından belirlenir. Belki zaman içinde bunların rollerinde bir değişme olmuş, fakat sistemi hep bu üçlü meydana getirmiştir. Çalışma ilişkileri sistemi, sosyo-ekonomik ve politik yapının dışında işçi, işveren ve yöneticiler arasındaki ilişki biçimi tarafından belirlenir.

İşçiler ve İşçi Sendikaları

Belirli bir ücret karşılığı, iş sözleşmesine dayanarak çalışanlara işçi denir. Günümüzde kullandığımız işçi kavramı sanayi devrimi ile gündeme gelmiştir. Sanayi devriminin ortaya çıkardığı en önemli değişimlerden biri, Marks’ın “proletarya” dediği işçi sınıfının ortaya çıkışıdır.

Tarihsel süreç içinde ve farklı ülkelerde değişik sendikacılık anlayışı ortaya çıkmıştır. Bir kısmının faaliyetleri ve amaçları işçinin çalışma bağlantılı hakları ile sınırlı iken, bazı sendikacılık türleri sosyal hareketin bir parçası olarak ortaya çıkmışlardır. Sendikaların örgütlenme modelleri incelendiğinde üye niteliğine ve kapsamına göre farklı modeller söz konusu olmaktadır.

Kapsamına göre sendikalar
Üye özelliğine göre sendikalar

Sendikalar üyelerinin çalışma koşulları ile ilgili çıkarlarını korumak ve toplu eylem oluşturabilmek, işçilere kollektif temsil ve kollektif müzakere imkânı sağlamak amacını taşıyan kurumlardır.

İşçilerin sendika üyeliğinin nedenleri

Sendikalar, başlangıçta ücret ve çalışma koşulları ve işverenle girişilen çıkar mücadelesi üzerine yoğunlaşmıştır.

Sendikalar amaçları

Görüldüğü gibi sendikalarda üyelerini hak ve çıkarlarının geliştirilmesi ile çalışma koşullarının iyileştirilmesi temel amaç olmaktadır. Üyelerinin çıkarları dışında topluma yönelik hedefleri de söz konusudur.

Sendikaların bazı önemli sosyal sorumlulukları
İşveren ve İşveren Sendikaları

İşveren sendikaları, gerek işlevleri ve gerekse amaçları bakımından kapitalist ya da karma ekonomik sistemler içinde ortaya çıkmış, endüstri toplumlarına özgü kuruluşlardır. Ekonomik ve toplumsal alanda kurulan farklı çıkar örgütleri içinde, işverenler adına çalışma ilişkileri alanında faaliyet göstermek amacıyla kurulmuşlardır. Üyelerinin çıkarlarını işçi sendikaları ve diğer kuruluşlar karşısında korumak amacını taşımaktadırlar.

İşveren sendikalarının kuruluş gayesi

İşveren sendikalarının amaçları da işçi sendikaları gibi üyelerinin çıkarlarını korumak ve geliştirmektir. Bu amaç çerçevesinde farklı işlevler yerine getirmektedirler.

Devlet

Sanayi Devriminin ilk döneminde devlet “laissez faire” (bırakınız yapsınlar) ideolojisi ile kendini sorumlu görmeyen anlayışa sahip olmuştur. Bu sanayi kapitalizminin ortaya çıkardığı sorunları çözmede yetersiz kalmıştır.

Devlet, bu konuda görevli kuruluşları aracılığıyla önemli rol ifa etme ve müdahalede bulunma zorunluluğu hissetmiştir.

Çalışma ilişkilerinde devlet, işçi ve işverenin yanı sıra üçüncü aktör konumundadır ve yalnız yasal düzenlemelerle değil, ücret, işgücü maliyeti, uyuşmazlıklar gibi çalışma yaşamının tüm sorunlarıyla ilgilenmektedir.

Devlet ara buluculuk faaliyeti ile sistemin işleyişini kolaylaştırmak gibi tarihsel olarak özgül etki konusunda kurum ve yapılar oluşturmuştur. Devlet ve bürokratik merkezîleşmesi, çalışma ilişkileri açısından belirleyicidir. Devlet çalışma ilişkileri sisteminde rolleri

Ara bulucu, kural koyucu ve işletme olarak sistemin aktörü olan devlet

Çalışma ilişkileri içinde devletin varlık nedeni ve faaliyetlerinin temel amacı, sistemin sorunsuz olarak devamını sağlamaktır. Devlet, taraflar arasındaki ilişki ve sistemin devamını sağlamak üzere düzenleme ve etkileme yeteneğine sahip olan en güçlü otoritedir.

Çalışma İlişkilerinin Çevresi

Çalışma ilişkileri, rastgele bir oluşum değil, köklü endüstriyel dönüşümün temel ve önemli sonucudur. Çalışma ilişkileri sistemi dinamik bir yapıya sahiptir.

Her ülkenin siyasal, ekonomik sosyo-kültürel sistemi, çalışma ilişkilerinin aktörlerini ve bu aktörler arasındaki ilişkinin temel kurallarını belirleme özelliğine sahiptir ve ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir.

Çalışma ilişkilerinin oluşumu ve işleyişi açısından ulusal kültürün rolü önemlidir. Uzlaşmacı ve meydan okuyan toplumsal özellikler ile kültürel düzen önemlidir. Bağımsız bir değişken olarak karakterize edilen sosyo-kültürel kökler, egemen değerler ile sistem açısından belirleyici olmaktadır. Sosyal, yapısal özellikleri, stratejilerin seçimi, kişiler ve gruplar arasındaki ilişkileri ve davranışsal özellikleri, yetki sorunları kendi toplumlarının kültürel özellikleri ile doğrudan ilişkilidir.

Toplumun değerleri, bireycilik, başarı yönelimi, eşitliğe olan inanç, sınıf bilinci, ücret farklılıkları çalışma ilişkileri açısından belirleyicidir. Kültürel değişkenler ve toplumsal bakış açısındaki değişim daha kesin ve işlevsel değişkenlerce açıklanır. Bu durum çalışma ilişkilerini etkilemektedir. Çalışma ilişkileri uyumlu ve tutarlı bir işleyiş sistemine dâhil olma eğilimine ve değerlerine sahiptir. Kurumsal yapılar, yönetsel güç değerleri ve inançlar sisteminin somutlaştığı kendi hedeflerini elde etme stratejileri ait oldukları toplumların geleneklerinin etkisinden bağımsız değildir.

Kurumsal düzenlemeler sosyal aktörlerin etkileşimi yanında kültürel, ekonomik, toplumsal, siyasal yapı ve siyasi ideoloji tarafından belirlenir.

Çalışma İlişkilerinde Değişim ve Dönüşüm

Dünya ekonomisi ve ulusal ekonomideki yapısal değişiklikler, küreselleşme, teknoloji ve teknoloji kullanımındaki yükseliş, iş gücünün yapısındaki değişiklikler çalışma ilişkilerinin gelişimini sağlamıştır. Çalışma ilişkileri sisteminin gelişimini sağlayan diğer faktörler ise; istihdamın sektörel farklılaşması, ideolojik ve siyasal gelişmeler, yönetim ve insan kaynakları politikaları ve özellikle sosyal taraflar arasında çatışmanın azalması, çalışma ilişkileri sisteminin yeni boyutlar kazanmasını sağlamıştır.