Klasik Yönetim Teorisi

Klasik yönetim teorisi, başlangıçta işletmelerin mekanik sistemler olduğu düşüncesine dayanıyordu. Bu teorinin öncüleri, örgütlerin etkinliğinin artırılması için doğru yöntemlerin ve süreçlerin geliştirilmesi gerektiğini savundular. Bu teori, işletmelerin yönetimine ilişkin ilk sistemli yaklaşımdı ve işletmelerin büyüklüğü ne olursa olsun, üzerinde çalışılabilecek ilk teoriydi. Klasik yönetim teorisi, işletmelerin bölümlere ayrıldığı ve her bölümün belirli bir işlevi yerine getirdiği bir model önerir.

Klasik yönetim teorisi, işletmelerin mekanik sistemler gibi çalıştığını varsayar. Bu nedenle, işletmelerin yönetimi, doğru süreçlerin ve yöntemlerin geliştirilmesiyle etkinleştirilebilir. Bu teori, işletmelerin yönetimi konusunda ilk sistemli yaklaşımdır ve işletmelerin büyüklüğü ne olursa olsun üzerinde durulabilecek ilk teoridir. Klasik yönetim teorisi, işletmelerin bölümlere ayrıldığı ve her bölümün belirli bir işlevi yerine getirdiği bir model önerir.

Neoklasik Yönetim Teorisi

Neoklasik yönetim teorisi, insan unsuru üzerine odaklanan bir teoridir. İnsan davranışının karmaşık bir olgu olduğu ve çalışanların basit bir şekilde kendilerinden bekleneni yapan pasif unsurlar olmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle, neoklasik yönetim teorisi, insan unsurunun özellikleri, davranışı, motivasyonu, yönetime katılması ve tatmini gibi kavramlar üzerinde durmaktadır.

Modern Yönetim Teorisi

Modern yönetim teorisi, işletmeleri açık sistemler olarak ele almaktadır. İşletmeler, çevresel faktörler ile dinamik ve karşılıklı ilişkiye sahiptir. Bu nedenle, organizasyonlar, birey, grup, tutum, motivasyon, formel yapı, etkileşim, amaç, statü ve yetki gibi birbirine bağımlı faktörlerden oluşan bir bütün olarak görünür. Örgütsel amaçların başarılması bu unsurlar arasındaki koordinasyona bağlıdır. İşletmeler, çevreden girdi alır ve elde ettikleri çıktıyı çevrelerine sunarlar. Bu nedenle, çevrenin makro ve mikro unsurlarına ilişkin koşullar, organizasyonların tüm tasarımını ve işleyişini etkiler.

Postmodern Yönetim Teorisi

Postmodern yönetim teorisi, işletmelerin çevresel koşullara uyum sağlamasına odaklanmaktadır. Bu teori, şebeke edilmiş, zengin bilgisi olan, kademe azaltılmış, küçültülmüş, yalın, sınırsız, örgütsel bağlılığın yüksek olduğu, açık misyonu ve vizyonu olan, sözlü iletişime önem veren, yüksek becerili çalışanların kullanıldığı, bilgi işçilerinin olduğu ve iyi ücret otonomisinin bulunduğu bir organizasyon önermektedir.

Klasik, neoklasik, modern ve postmodern yönetim teorileri, işletmelerin farklı dönemlerindeki farklı yönetim yaklaşımlarını temsil etmektedir. Bu teoriler, işletmelerin yönetimi konusunda farklı bakış açıları sunmaktadır ve her biri işletmelerin yönetiminde önemli bir rol oynamıştır.

Çağlar Boyunca İşletmeler

Endüstri Çağı İşletmeleri

Endüstri çağı işletmeleri, makine olarak görülür ve hiyerarşiye, içsel süreçlere, kitle üretimine, tekrarlanan işlere, tam zamanlı çalışmaya, doğrudan denetim, kontrol ve tahmine, en iyi yolu bulmaya ve belirsizlikten kaçınmaya önem verir.

Teknoloji Çağı İşletmeleri

Teknoloji çağı işletmeleri, kendilerini birer açık sistem

olarak görerek merkezî olmayan insan ilişkilerine, sipariş üretimine, takım çalışmasına, esnek iş modeline, yerel sorun çözümüne, kalite ve müşteri hizmetine, durumsal yaklaşıma ve belirsizliği yönetmeye öncelik tanımıştır.

Bilgi Çağı İşletmeleri

Bilgi çağı işletmeleri, hareket yönelimine, yalın, etkili ve yenilikçi düşünceye, pazar yönlülüğe, girişimsel birimlere, şebeke tarzı çalışmaya, kuralların konu edilmediği değişim yönelimine, akıcı ve hızlı kararlara ve belirsizliği açıklamaya önem verilmektedir. Bilginin önemi bu dönemde artmıştır ve işletmelerin en önemli sermayesi olarak görülmektedir.

Kaynak Bağımlılığı Yaklaşımı

Kaynak Bağımlılığı Yaklaşımına göre her işletmenin kullandığı girdinin sağlanması, görece önemi ve çeşitliliği farklıdır. Ancak her işletme için hayati öneme sahip birtakım girdiler vardır ve bu tür girdiler bir anlamda işletmeler açısından rekabet avantajı oluşturur. Bir başka ifade ile organizasyonlar, yaşamlarını sürdürebilmek ve amaçlarını gerçekleştirebilmek için çevreden sürekli kaynak temininde bulunan açık sosyal sistemlerdir. Bu noktada organizasyonun sürekliliği için hayati önem taşıyan kaynaklar, organizasyonlar açısından çevresel bir bağımlılık ve belirsizlik yaratır. Başarılı olan işletmeler, bu girdilerin temininde sorun yaşamayan ya da kendileri için hayati önemdeki kaynakları kontrol ederek belirsizliği en aza indirgeyen işletmelerdir.

Popülasyon Ekolojisi Yaklaşımı

Popülasyon Ekolojisi Yaklaşımına göre organizasyonlar da tıpkı canlı varlıklar gibi “katılık” yaşayabilir. Bu nedenle işletmeler, organik işlevselliğe ulaşmak için ekolojik sisteme uyum sağlamalıdır ve bakış açılarını bu ilişkiyi gerçekleştirecek süreçler üzerine odaklamalıdırlar. Farklı örgüt türlerinin varlığını kabul eden organik metafor, farklı türlerin farklı taleplere ve farklı yönlere değişik tepki yolları geliştirmesi gerektiğini ifade eder. Dolayısıyla tüm işletmeler için işe yarayacak “en iyi” bir örgütleme biçiminin varlığından söz edilemez.

Sonuç

Günümüzde işletmeler, çevresel faktörlere uyum sağlamak, etkin bir şekilde yönetmek, kaynakları en iyi şekilde kullanmak, rekabet avantajı elde etmek ve sürdürülebilirliği sağlamak için farklı yönetim teorilerini benimsemekte ve uygulamaktadır. Klasik, neoklasik, modern ve postmodern yönetim teorileri işletmelerin farklı dönemlerinde farklı yönetim yaklaşımlarını temsil etmektedir. İşletmeler, çevresel faktörlerle karşılıklı bir ilişki içinde olduğundan, işletmelerin yönetimi de sürekli olarak değişen koşullara uyum sağlamak zorundadır. Bu nedenle, işletmelerin başarısı, değişen koşullara uyum sağlamada ne kadar başarılı olduklarına bağlıdır.