MESLEKİ GENİTOÜRİNER SİSTEM HASTALIKLARI 

 HASTALIKLARA GENEL BAKIŞ 

Son yıllarda tanı metodlarındaki büyük ilerlemeler bu hastalıkların sebepleri hakkında birçok bilgiler kazandırdı. Bu ajanların bir kısmını kimyasal, fiziksel ajanlar yer alırken bir kısmını da biyolojik ajanlar oluşturmaktadır. Meslek hastalıkları vücudumuzda birçok sistemleri ilgilendirmektedir. Sıklıkla solunum sistemi ve sindirim sitemi en çek etkilenen sistemler olup, bu sistemlerden biride genitoüriner sistemdir. Zararlanmalar; sexüel gelişim, hormonlar, hipofiz bezi, erkek ve dişi yumurta sentezleri ve hatta fetüs üzerinde bile olabilir. Ancak asıl sorun üreme sağlığı ile ilgilidir. Üreme sağlığı ile ilgili sorunların dağılımına bakılırsa %50 kadına, %30 erkeğe ve %20 her iki cinse de bağlı olduğu görülür. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar erkekten kaynaklı problemlerin hızla arttığı, hatta kadınlar ait problemleri geçtiği söylenmektedir. 

Gebelik döneminde sıklıkla gözlenen en ağır zararlanmalar arasında düşük, intrauterin gelişme geriliği, doğumsal anomaliler ve doğum sonu bebekte malign hastalıklar gelişimi sayılabilir. 

MESLEKİ MESLEKİ GÜSH’NİN SINIFLANDIRILMASI 

Genital Sistem Hastalıkları; Erkek genital sistem hastalıkları 

Kadın genital sistem hastalıkları Üriner Sistem Hastalıkları 

GENİTAL SİSTEM HASTALIKLARI 

Yapılan üreme ve mesleki maruziyete bağlı üreme sistemi hastalıkları nedenleri arasında mesleki nedenlerden çok çevresel nedenler gibi diğer nedenler daha çok etkilidir. Laboratuvar hayvanları ile yapılan çalışmalarda kimyasal, fiziksel ve biyolojik zararlanmalar gösterilse de insan çalışmaları oldukça kısıtlıdır. Çocuklukta anne karnında birçok etken zararlanmalara yol açarken asıl zararlanma her iki cins için puberteden sonra başlar. Özellikle hipotalamus ve gonadlar (yumurtalıklar) üzerine etki ciddi sonuçlara neden olur. Erkek ve dişi üreme sistemlerinin farklı oluşu konunun iki ayrı cins için ayrı incelenmesini gerekliliğini gündeme getirir. Erkek üreme hücreleri üzerine 2-‐3 aylık etki olgunlaşmayı durdurur. Yine testesteron içinde benzer şeyler söylenebilir. Bu bahsi geçen etkilere sigara ve alkol tüketimi sıklıkla örnek verilirken, örneğin özellikle tarım çalışanlarında kullanılan böcek ilaçları (pestisit) içinde örnek verilebilir. 

Sperm üretimi üzerine etkilerden biri de yüksek ısı maruziyetidir. Yüksek ısı maruziyeti erkeklerde spermatogenez veya epididimal fonksiyon bozukluğu bozabilir. Cam ve camdan eşya üretimi, seramik işleri, metal-‐döküm endüstrisinde çalışan erkeler aşırı sıcaklığa maruz kalırlar. 

Özellikle tarım ve kimyasal sektörde çalışanlarda gözlenen pestisit maruziyeti de spermatogenez üzerine yan etkileri gözlenir. Pestisitlere (chlodecone, DBCP-‐di bromo chloro propana, DPAA-‐2,4 dichloro phenoxy acetic acid ) maruz kalan erkeklerde gözlenen bu tablolarda özellikle DBCD’nin çok etkili olduğu bilinir. 

1956-‐1977 yılları arasında yoğun olarak kullanılmış, infertiliteye neden olduğu saptandıktan sonra yasaklanmıştır. 

Yine kimya sanayinde ve patlayıcı endüstrisinde çalışanlarda trinitro taluene maruziyet söz konusu olup spermatogenez ve cinsel işlev bozukluğu yaptığı bilinmektedir. 

Erkek üreme sisteminde (infertilite açısından) mesleksel maruziyetin takibinde 

aşağıdaki parametreler kullanılır; 

Testiküler histoloji Üreme sağlığı bilgileri Kan hormon seviyeleri 

Kadın çalışanların genelde çalıştıkları meslek gruplarının ve anatomik yapılarının farklı olması erkek çalışanlardan bazı farklılıklar gösterir. Bu nedenle kadın çalışanlarda gerçekleşen üreme sistemi problemleri tabloda kısaca özetlenmeye çalışılmıştır. 

karbonmonoksit zehirlenmesi ülkemizde sık gözlenmekte olup gebelikte maruz kalındığında anneden bebeğe geçerek fetusa ulaşır. Fetusta anneye oranla 1.5 kat daha fazla bulunur. Yani anne zehirlenme belirtileri göstermemesine rağmen bebek daha önce etkilenmiş demektir. 

Metal endüstrisi, kimya sanayi ve elektronik malzeme üretimi yapan iş yerlerinde gözlenen metal zehirlenmelerinden kurşun ve civa zehirlenmesi en sık gözlenen zehirlenme nedenlerinden olup özellikle kadınlarda ciddi üreme problemlerine yol açabilmektedir. Bu sektörde çalışan gebelerde kanda/kord kanında kurşun düzeyi %10mgr< olmalı. Cıva maruziyetinde bebeklerde mental-‐ motor gelişme geriliği ve kromozom anomalilerine-‐fertilite azalmasına neden olur. 

Fertilizasyonda en sık problem genetik hasardır. Plesentadan geçen ajan ilk ayda böylece düşüğe ve erken doğumlara neden olacaktır ve bu etki terotejeik etki olarak bilinir. Doğumdan sonra da özellikle yağda yüksek çözünen kimyasallarda anne sütünde geçerek zararlanmalara neden olabileceği de unutulmamalıdır. 

KORUNMA ÖNLEMLERİ 

Gebelik ve Analık Durumunda Çalıştırılma Yasağı 

Madde 9 -‐ Kadın işçiler, gebe olduklarının doktor raporuyla tespitinden itibaren doğuma kadar, emziren kadın işçiler ise doğum tarihinden başlamak üzere altı ay süre ile gece postalarında çalıştırılamazlar. Gerekli olduğunda süre 1 yıla uzatılabilir. 

DİĞER KORUNMA ÖNLEMLERİ 

Çalışma hayatında cinsiyet ayrımı yapılması Gebelik ve analığın çalışmaya engel olmaması 

Gebelikte ücretin azaltılmaması Gebelerin doğum öncesi ve sonrası izinlerinin olması 

Doğum sonrası işe dönüş garantisinin olması İsteğe bağlı olarak ücretsiz izin hakkı verilmesi 

Doğum sonrası izin bitiminde işe dönmeye zorlanmaması 

MESLEKİ ÜRİNER SİSTEM HASTALIKLARI 

BÖBREKLER: Böbrek, iş yerinde akut, kronik veya son dönem böbrek yetersizliğine (SDBY) neden olabilen toksik maddelere (Ağır Metaller, Organik Kimyasallar, Pestisitler, diğer Ksenobiotikler) maruz kalabilir. Erken dönemde böbrek hasarını belirlemeye yönelik basit ve güvenilir bir tetkik yoktur. Bu nedenle erken tanı zorluğu mevcuttur. Zararlanma yıllar sonra ortaya çıkabilir. Hatta çoğu zaman asıl etkilenime ait hiç bir kanıt bulunamaz. 

KARBON TETRAKLORÜR: Endüstriyel çözücü olarak kullanılır. Lipofilik olduğundan karaciğer, kemik iliği, kan, beyin ve böbreğe yüksek konsantrasyonda dağılır ve toksik etki yapar. Eğer etil alkol veya diğer alkollerle tüketilirse toksisite gelişir. 

Dolayısıyla kronik alkolizm bu ajanın toksisitesini artırır. 

ETİLEN DİKLORİD: Karbon tetraklorürden biraz daha az renal toksiktir. Santral sinir sitemi (SSS) toksisitesi çok daha fazladır. Yeme ya da kuvvetli soluma akut tubuler nekroza yol açar. 

KLOROFORM: Karbontetraklorürden daha nefrotoksiktir. Alkol ya da diğer eksojen ajanların metabolizmasını artıran maddelere önceden maruz kalma sonucu bu toksisite gelişebilir. 

TRİKLORETİLEN: Anestezik ajan olarak kullanılabildiği gibi endüstriyel kullanımı da vardır. Bu ajanın inhalasyonu daha çok temizlik için çözücü olarak kullanmasına bağlı olur ve renal hasar gelişir. 

TETRAKLORETAN: Selüloz asetat için mükemmel bir çözücüdür ve en toksik halojen hidrokarbondur. 

VİNİL KLORİD: Toksisitesi karbon tetraklorürünkine benzer. Plastik imalatında kullanılan bir monomerdir. Çözücü olarak kullanılmaz. 

ETİLEN KLORİDİN: Çözücü olarak kullanılır. Diğer hidrokarbonlardan daha toksiktir. Diğerlerinin aksine deriye kolayca penetre olabilir ve lastik eldivenlerden emilebilir. 

Halojenlenmemiş Hidrokarbonlar 

DİOKSAN: Renksiz ve hafif kokulu suda kolay çözünebilir. Sinsice toksisite oluşturabilir. Hasta klinik olarak iştahsızlık bulantı kusma ile gelir. İdrar çıkışı hastalığın 3. gününde azalır. İdrar kan ve albumin içerir. 

TOLUEN: Yapışkan koklayıcıları gibi maddenin kötüye kullanımında akut renal hasar ve distal renal tubuler asidoz beraber görülür. 

FENOL (KARBOLİK ASİT): Akciğerlerden ve deriden emilir. Şiddetli intoksikasyonda albumin atılımı artabilir. Hastalarda konvülziyonun takip ettiği hipotermi görülebilir.İdrar koyulaşabilir (idrarın rengini yeşil veya kahverengi) ve oligüri gelişebilir. 

Bazı Özel Nefrotoksik Ajanlar 

ARSİNE (ARSENİK FORMU): Arsine ağır gazdır ve arseniğin en nefrotoksik formudur. Genellikle kömür ve metal işleme operasyonları sırasında arsenik üzerinde asitlerin etkileşimiyle oluşur. Arsine hemotoksiktir. İlk belirti abdominal kramp, bulantı ve kusmadır. Nefrotoksisite renal yetmezlik, akut tubuler nekroz, sekonder hemoglobinüri ile sonuçlanır. 

FOSFOR: Sadece birkaç miligram fosforun yenmesi akut karaciğer ve akut renal nekroz yapabilir. Kronik maruziyet proteinüri ile sonuçlanmasına rağmen böbrek fosfordan primer etkilenen organ değildir. 

KURŞUN: Benzine katkı olarak kullanılan organik kurşun, nefrotoksik olmamasına rağmen yanma ürünleri nefrotoksiktir. Kronik renal disfonksiyon yapar. Erken dönemde, Fankoni Sendromu yapar. (Aminoasidüri, fosfatüri, glikozüri) Son dönem yeni bulgular esansiyel hipertansiyonu ve renal hasarı olan bir çok hastada kurşun intoksikasyonunu akla getirmektedir. Üriner kurşun atılımı periyodik olarak ölçülmelidir. 24 saatlik idrarda kan kurşun düzeyi 80mgr/dl altında olmalıdır. Kan kurşun seviyesi 40 mikrogram/dl’yi aşıyor ise dikkatli olunmalıdır. Eğer tedaviyle kurşun atılımı bir kere normal aralığına indirilirse tedaviye devam etmeye gerek kalmaz. Antidotu «Etilen Diamin Tetra Asetat -‐ EDTA’dır.» 

KADMİYUM: Çinko, kurşun ve bakır cevherlerinde bulunur. Gıda yoluyla alınır, alınan kadmiyumun %25 i emilir. Yaşla birlikte vücuttaki birikimi artar. Biriken kadmiyum %40-‐80 karaciğer ve böbrekte saklanır, üçte biri yalnızca böbrektedir. Kadmiyumun insanda 10-‐20 yılı aşkın yarılanma ömrü vardır. Kadmiyum yüksek konsantrasyonda sadece bir tek karşılaşılmada akut tubuler nekroz yapabilir. 

CIVA: Toksisite cıva içeren pestisitlere maruziyetten sonra (genellikle cıva dumanı veya buharının inhalasyonu sonucu) olur. Cıvanın 2 değerli bileşiği yendiğinde tamamen nefrotoksiktir. Cıva proksimal tübülde birikir ve 1mg/kg kadar düşük dozda bile akut renal hasar yapabilir. Cıva maruziyetini takiben proliferatif glomerülonefrit ve minimal değişimle nefrotik sendrom rapor edilmiştir. 

BERİLYUM: Berilyuma maruziyetine; elektronik tüp imalatı, seramik imalatı, florasan ışık ampul yapımı, metal dökümhanelerinde karşılaşılır.Bağırsaklardan zayıf emilir, vücuda asıl giriş yolu solunum yoludur. 

URANYUM: Uranyum tuzları intravenöz verildiğinde çok yüksek nefrotoksiktir ve tubuler nekroz yapar.